Rutin görevini yerine getirmek için odasından çıkan cezaevi psikoloğu, sabah yoklamasından sonra koğuşları dolaşmaya koyuldu. C-1 koğuşuna geldiğinde, klasik cümlelerini üstün körü mırıldandı.
“Günaydın arkadaşlar, kendini iyi hissetmeyen var mı?”
Mahkûmlardan birisi, soldaki üst ranzadan doğrulup, “Günaydın Psikolog Bey, ben bugün kendimi insan gibi hissediyorum,” dedi. Tüm koğuş hep bir ağızdan gülüştü.
Psikolog, “Ne güzel! Neden daha önce kendini insan gibi hissetmiyordun acaba, bir fikrin var mı?” diye sordu.
Mahkûm, “Bilmiyorum, ama bugün kendimi insan gibi hissediyorum,” diye yanıtladı.
Ertesi gün psikolog yine aynı koğuşa seslendi. “Günaydın arkadaşlar, kendini iyi hissetmeyen var mı?”
Sol üst ranzadaki aynı mahkûm, ranzasından doğrulup, “Günaydın Psikolog Bey, bugün kendimi insan gibi hissediyorum,” dedi.
Gel zaman git zaman, bu diyalog böylece devam etti. Günün birinde, mahkûm, cevabına bir ekleme yaptı.
“Bugün kendimi insan gibi hissediyorum, üstelik bir psikolog gibi.”
Psikolog, tam olarak nasıl bir karşılık vereceğine karar veremedi. İşin ilginç yanı, diğer mahkûmlar artık bu diyaloğa gülmüyorlar, tam tersine gayet ciddiyetle dinliyorlardı.
Bir süre daha öylece devam ederken, mahkûm cevabına bir ekleme daha yaptı.
“Bugün kendimi insan gibi hissediyorum, üstelik bir cezaevi psikoloğu gibi.”
Psikolog, mahkûmun git gide cevap güncellemesinden tedirgin olmaya başlamıştı. Ama yine de bozuntuya vermedi.
Günler geçip giderken, mahkûm her cevabında farklı şeyler söylemeye devam etti.
“Cezaevinde mahkûmlara nasıl olduklarını soran bir psikolog gibi hissediyorum.”
“Cezaevinde kendini insan hisseden bir mahkûma nasıl olduğunu soran bir psikolog gibi hissediyorum.”
“Cezaevinde kendini psikolog gibi hisseden bir mahkûma nasıl olduğunu soran bir psikolog gibi hissediyorum.”
“Cezaevinde kendini psikolog zanneden bir psikoloğa nasıl olduğunu soran bir insan gibi hissediyorum.”
Mahkûmun her değişik cevabından sonra sinirleri bir hayli gerilen psikolog, kendini kötü hissetmeye başladı. Rüyalarında mahkûmu görüyor; aynaya baktığında karşısında mahkûmun yüz hatları beliriyor; iç seslerinde mahkûmun cümleleri yankılanıyordu.
Gün geçtikçe bu durum çekilmez bir hâl alıyordu. Ama inadından vazgeçmiyor; her sabah mahkûmun başucuna kadar sokulup, aynı soruyu tekrarlıyordu.
“Cezaevinde kendini psikolog zanneden bir psikoloğa, nasıl olduğunu soran bir psikolog gibi hissediyorum.”
“Cezaevinde kendini mahkûm zanneden bir psikoloğa, nasıl olduğunu soran bir psikolog gibi hissediyorum.”
“Cezaevinde mahkûm olduğunu kabul etmeyen bir psikoloğa, nasıl olduğunu soran bir psikolog gibi hissediyorum.”
Mahkûmun her cevabından sonra psikolog hırçınlaşıyor, kendinden şüphe duyuyor, sürekli sorguluyor ve kendini bir mahkûm gibi hissediyordu. Artık geceleri gözüne uyku girmiyor ve aynaya bakamıyordu. İç sesini bastırmak için sürekli olarak, “Ben mahkûm değilim!” diye haykırıyordu.
Günden güne içi içini kemiren psikolog, duruma daha fazla tahammül edemedi. En sonunda mahkûmun raporuna, hem de kocaman harflerle, “AKLİ DENGESİ YERİNDE DEĞİLDİR VE CEZAİ EHLİYETİ YOKTUR” yazıp imzaladı. Raporu, ilgili makamlara acil koduyla faksladı. Altından girip üstünden çıktı ve aynı gün mahkûm için tahliye kararı çıkarttırdı.
Son kez C-1 koğuşunun kapısına dayandı. Omzunda çantasıyla kapıdan çıkan mahkûma, “Halen kendini cezaevi psikoloğu gibi hissediyor musun?” diye sordu.
Mahkûm, dişlerini göstererek sırıttı ve “Hayır,” dedi, “Artık ihtiyacım kalmadı. Psikologluğuna gönül rahatlığıyla devam edebilirsin…”