Franz Kafka’nın Dönüşüm kitabını ilk okuduğumda sanırım herkesin takıldığı yere takılmıştım: Bir insan neden bir sabah böcek olarak uyanır? Daha doğrusu Kafka neden adamı böceğe çevirmiştir?
Yıllar sonra yeniden düşününce, kitabın en tuhaf tarafının Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesi olmadığını fark ettim. Hatta Kafka’nın bu meseleyi özellikle açıklamaması da boşuna değil gibi geliyor bana. Gregor bir sabah böcek olarak uyanıyor. O kadar. Nasıl oldu, neden oldu, bir büyü mü gerçekleşti, hastalık mı geçirdi, başına ne geldi; bilmiyoruz.
İşin ilginç tarafı, Gregor da pek merak etmiyor.
Adam böcek olmuş ama ilk ciddi endişesi işe geç kalmak.
Belki de bütün romanı anlatan sahne tam olarak budur.
Gregor Samsa sabah uyandığında insanlığını kaybettiğini değil, trenini kaçıracağını düşünüyor. Patronun ne diyeceğini düşünüyor. İşyerinden birinin eve gelmesinden korkuyor. Ailesinin borçlarını, çalışmak zorunda olduğunu, patronunun kendisinden memnun kalmayacağını düşünüyor.
Bir insanın böcek olarak uyanmasından daha absürt bir şey varsa sanırım budur.
Gregor Zaten Ne Kadar İnsandı?
Dönüşüm’ü sadece “bir adam böceğe dönüştü” hikâyesi olarak okuyunca Kafka’nın yaptığı şey biraz fantastik bir numaraya dönüşüyor. Oysa bana kalırsa Gregor’un fiziksel dönüşümü kitabın başlangıcı değil, sonucudur.
Çünkü Gregor zaten uzun zamandır kendi hayatını yaşamıyor.
Sevmediği bir işi yapıyor. Sürekli seyahat ediyor. Patronundan korkuyor. Ailesinin geçimini sağlıyor. Babasının borçlarını ödüyor. Sabahın köründe kalkıyor, trenlere yetişiyor ve bütün bunların içerisinde kendisine ait düzgün bir hayatı bile yok.
Üstelik bundan şikâyet etmeye de pek hakkı yokmuş gibi davranıyor.
Gregor’un odasına dikkat edin. Adam yetişkin biri fakat hâlâ aile evindeki küçük odasında yaşıyor. Hayatının merkezi iş ve aile. Geleceğe dair en belirgin planlarından biri kız kardeşi Grete’yi konservatuvara göndermek.
Kendi hayatına dair pek bir planı yok.
Bu açıdan bakınca Kafka’nın yaptığı dönüşüm aslında biraz acımasız bir görünürlük kazandırma işi.
Gregor’un bedeni, hayatındaki yerini yakalıyor.
Adam bir sabah uyandığında ailesinin gözünde zaten uzun zamandır olduğu şeye dönüşüyor: çalışan, para getiren, işlevi olan bir canlıya.
Ve işlevi ortadan kalkınca bütün dengeler değişiyor.
Ailesi Gregor’u mu Seviyordu, Maaşını mı?
Kitapta beni en çok rahatsız eden yer burası.
Gregor böceğe dönüştükten sonra aile doğal olarak büyük bir şok yaşıyor. Buraya kadar anlaşılabilir. Evde devasa bir böcek dolaşıyor sonuçta. Kimse çıkıp da “Canım Gregor, bugün biraz farklı görünüyorsun” diyecek değil.
Ama zaman geçtikçe mesele böcek korkusundan başka bir yere evriliyor.
Gregor artık çalışamıyor.
Para getiremiyor.
Ailenin yükünü taşıyamıyor.
Ve Gregor’un aile içerisindeki değeri inanılmaz bir hızla düşmeye başlıyor.
Aslında ailenin Gregor olmadan yaşayamayacağını düşünürüz. Çünkü Gregor da böyle düşünmektedir. Fakat kısa süre içerisinde babanın çalışabildiğini, annenin bir şeyler yapabildiğini, Grete’nin işe girebildiğini görüyoruz.
Yani yıllardır Gregor’un omzuna yüklenen zorunluluğun o kadar da zorunlu olmadığı ortaya çıkıyor.
Bence romanın en acı taraflarından biri bu.
Gregor belki yıllarca kendisini ailesi için feda ettiğini düşündü. Ailesi de onun bu fedakârlığını kabul etti. Fakat Gregor devreden çıkınca hayat bir şekilde devam etti.
İnsan bazen vazgeçilmez olduğunu düşünerek kendisini tüketiyor.
Sonra bir gün ortadan çekiliyor ve sistem gayet güzel çalışmaya devam ediyor.
Biraz sinir bozucu ama hayatın böyle bir huyu var.
Grete’nin Değişimi
Gregor’un dönüşümünden söz ediyoruz ama kitapta dönüşen tek kişi Gregor değil.
Bence esas büyük dönüşümlerden birini Grete geçiriyor.
Başlangıçta Gregor’a en yakın kişi o. Yemeğini getiriyor, odasını temizliyor, onun ne yiyip ne yemediğini anlamaya çalışıyor. Gregor’un insan tarafıyla bağını en uzun süre koruyan kişi Grete gibi görünüyor.
Sonra yavaş yavaş yoruluyor.
Rahatsız oluyor.
Uzaklaşıyor.
Ve sonunda Gregor’dan kurtulmaları gerektiğini söyleyen kişi de o oluyor.
İlk bakışta Grete’ye kızmak kolay. Fakat Kafka burada işi biraz karıştırıyor. Çünkü Grete’nin tavrı sadece zalimlik değil. Aylar boyunca bir odada yaşayan, iletişim kurulamayan, korkulan ve bütün aileyi etkileyen bir canlıyla yaşamak gerçekten kolay bir şey değil.
Kafka zaten kimseyi tam anlamıyla kötü yapmıyor.
Belki de bu yüzden Dönüşüm rahatsız edici.
Ortada rahatça suçlayabileceğiniz bir kötü adam yok.
Patron kötü, baba kaba, Grete sonunda acımasız ama hepsinin davranışlarında kendi içerisinde anlaşılabilir bir taraf var.
Hayatın tatsızlığı da biraz buradan geliyor zaten. Büyük kötülüklerin hepsi kötü kahkahalar atan insanlar tarafından yapılmıyor.
Bazen insanlar sadece yoruluyor.
Babasının Attığı Elma
Gregor’un babasının ona elma fırlattığı sahne kitabın en sert sahnelerinden biri.
Elmalardan biri Gregor’un sırtına saplanıyor ve orada kalıyor. Gregor bu yaradan sonra giderek güçsüzleşiyor.
Bu sahnenin üzerine yüzlerce sembolik yorum yapılabilir. Elmanın kutsal metinlerdeki anlamından baba-oğul çatışmasına kadar gidilebilir. Edebiyat incelemelerinin en sevdiği alanlardan biridir zaten; masadaki elmayı görür görmez üç yüz yıllık insanlık tarihine bağlayabiliriz.
Ben biraz daha basit okuyorum.
Babasının Gregor’a attığı şey bir meyveden çok öfke.
Çünkü artık karşısındaki kişi oğluna benzemiyor.
Gregor’un zihni hâlâ insan. Söylenenleri anlıyor, üzülüyor, düşünüyor, utanıyor. Fakat ailesi bunu göremiyor.
Onların gördüğü yalnızca dışarıdaki kabuk.
Belki Kafka’nın en güçlü numarası da burada.
Okur olarak Gregor’un kafasının içindeyiz. Dolayısıyla onun hâlâ Gregor olduğunu biliyoruz.
Ailesi ise bilmiyor.
Bu nedenle biz odadaki böceğe acırken onlar böcekten iğreniyor.
İnsan Ne Zaman İnsan Olmaktan Çıkar?
Sanırım Dönüşüm’ü hâlâ güncel yapan soru bu.
Bir insanın değeri neye bağlıdır?
Çalışmasına mı?
Para kazanmasına mı?
Ailesine faydalı olmasına mı?
Sağlıklı olmasına mı?
Başkalarına yük olmamasına mı?
Bunların hiçbirini yapamaz hâle geldiğinde geriye ne kalır?
Gregor Samsa’nın hikâyesi bu yüzden sadece fantastik bir hikâye değil. Hastalıkta, yaşlılıkta, işsizlikte ve hatta sosyal hayatta benzer dönüşümlerin küçük örneklerini görmek mümkün.
Bir insanın çevresindeki insanlarla ilişkileri çoğu zaman fark etmediğimiz bir alışveriş sistemi içerisinde ilerliyor.
Sen bana bir şey veriyorsun, ben sana bir şey veriyorum.
Bu her zaman para olmak zorunda değil. İlgi olabilir, statü olabilir, güven olabilir, arkadaşlık olabilir.
Denge bozulduğunda ilişkinin gerçek yapısı ortaya çıkıyor.
Gregor’un başına gelen biraz da bu.
Böceğe dönüşünce ailesi değişmiyor aslında.
Sadece ilişkinin üzerindeki örtü kalkıyor.
Gregor’un Ölümü Neden Herkesi Rahatlatıyor?
Romanın sonuna geldiğimizde Gregor ölüyor.
Fakat Kafka bize uzun ve dramatik bir yas sahnesi vermiyor.
Tam tersine, aile rahatlıyor.
Evden çıkıyorlar. Geleceği düşünüyorlar. Grete’nin büyüdüğünü fark ediyorlar. Hatta onun evlenebileceğini düşünüyorlar.
Gregor’un ölümüyle birlikte hayat yeniden başlıyor.
İlk okuduğumda bu son bana fazlasıyla acımasız gelmişti.
Şimdi daha da acımasız geliyor.
Çünkü Gregor’un ölümünü trajik yapan ailesinin üzülmemesi değil yalnızca. Gregor’un da bir noktadan sonra kendi yokluğunun aile için daha iyi olacağını düşünmeye başlaması.
İnsan önce başkalarının gözünde yük hâline geliyor.
Sonra bunu kendisi de kabul ediyor.
Bence Kafka’nın asıl karanlığı burada.
Gregor’u öldüren şey belki sırtındaki elma değildir.
Kendisinin artık istenmediğine inanmasıdır.
Bu yüzden Dönüşüm’ü yeniden düşündüğümde, Gregor Samsa’nın başına gelen en kötü şeyin böceğe dönüşmek olduğunu söyleyemiyorum.
Böcek olması en azından açık bir felaketti.
Daha kötüsü, yıllardır ailesinin hayatını taşıdığını düşünürken kendi hayatını hiç kuramamış olmasıydı.
Ve sanırım daha da kötüsü, işe yaramadığı gün ne kadar yalnız olduğunu öğrenmesiydi.
Kafka kitabın başında Gregor’u insandan böceğe dönüştürüyor.
Kitabın geri kalanında ise çok daha rahatsız edici bir şeyi gösteriyor:
Bir insanın gözümüzde böceğe dönüşmesi için gerçekten böcek olması gerekmiyor.